“Merhaba” de

Vücudumdaki bütün kemikler kırıldı. Un ufak oldum. Kollarıma ve bacaklarıma bağlı dört at, dört ayrı yöne, dörtnala koşturmaya başladı. Boğazdan geçen tankerin motorunda yandım, kül oldum, bacasının kenarına yapıştım, bırakmamaya çalıştım kendimi, lodosa tutuldum, savruldum. Deli gibi ağrıttı başımı lodos, kırılan kemiklerimi sızlattı, Rumeli Hisarı’nın duvarlarına çarptı beni, yağmur yağdırdı üstüme, çamur oldum, mazgallardan döküldüm. Kullanılmış prezervatiflerle, yağa bulanmış plastik su şişeleriyle hemhal oldum, denize aktım. Akıntı karşı yakaya vurdu beni, Göksu deresinin girişinde bir sarhoş üstüme işedi, kargalar tepeme midyeler attı, parçalanan midyeleri yemeye gelen bir istavritin solungacına takıldım. Galata Köprüsü’nde bir balıkçı yakaladı istavriti, oracıkta çıkardı solungaçlarını, karnını yardı, yere attı. İstanbul’un en serseri kedisinin midesine indim, bağırsaklarından geçtim, Zeyrek Camii’nin önüne düştüm en boktan halimle. Namazdan çıkan tarikat ehlinin mestine yapıştım, küfürler içinde Balat’ta kaldırım kenarına sürttü beni. Yolları yıkayan temizlik kamyonu Haliç’e akıttı. Işık geçirmeyen katran kıvamındaki sudan geçtim, Eski Tersane’de tamir bekleyen Paşabahçe vapuruna yaslanarak ağladım. Kar kıyamet bir kış gününde, Paşabahçe’de kimse yokken, Paşabahçe hidrojen bombası yemiş gibi bomboşken, paşa bile bahçeyi terk etmişken Paşabahçe’de, deniz kenarında Suna’yla birlikte simit atmıştık martılara. Hatırlayıp ağladım. Karaköy’e rızkını aramaya giden martılardan biri, Paşabahçe’de simidimi yemiş vefalı martılardan biri kaptı beni. Kasımpaşa’nın damlarının ve kesif kömür dumanının ve yoksul evlerden yükselen ayak kokusunun üstünden geçtik. Kurtuluş’un dip sokaklarından birinin üstünden geçerken neden ağladığımı sordu yanımızda uçan başka bir martı. Ona anlatırken ağzından kaçırdı beni. Beyoğlu’na sahte saat satmaya giden bir Kenyalının kıvırcık saçlarının arasına indim. Dolapdere’deki polis kontrolünden saklanmak için Harbiye’ye tırmandık birlikte, yol kenarında müşteri bekleyen bir travestinin silikon göğüslerinin içine düştük, o çıktı, ben kaldım orada. Travesti gaz taktırılmış beyaz bir Tempra’ya bindi, ot dumanından göz gözü görmüyordu içerde, Tempra evimizin sokağından geçerken pencereyi açtı, dumanla birlikte sokağa savruldum, içi rüzgârla dolan bir torba gibi, kâh inip kâh çıkarak savruldum. Penceremizden içeri girdim, Suna’nın karşısında duran bedenime girdim tekrar...

Gökhan Horzum - Sayanora


 


Düşüncelerinizi paylaşın...